İZMİR’DE MUSTAFA KEMAL’İN BATI ANADOLU GEZİSİ KONUŞULDU

0
34 views

Ebru Özcan

İZMİR(Güvercin Haber)- İzmir Türk Amerikan Derneği’nde Prof. Dr.

Engin Berber’in katılımıyla “Mustafa Kemal’in Batı Anadolu Gezisi ve Yeni

Türkiye” konulu söyleşi gerçekleştirildi. Söyleşi hali hazırda Ege Üniversitesi

İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi dekanı olarak görev yapan Prof. Dr. Engin

Berber’in özgeçmişinin okunmasıyla başladı.

TÜRK AMERİKAN DERNEĞİ’NE ÖZEL TEŞEKKÜR

İlk olarak dernek yönetimine teşekkür ederek konuşmasına başlayan Prof.

Dr. Berber, “Türk Amerikan Derneği’ne kaç defa geldiğimi hatırlamıyorum.

Ben gelmekten hiç bıkmadım, sağ olsun yönetenlerde beni çağırmaktan hiç

bıkmadılar ve usanmadılar.” dedi.

DEVLET YAPILANMASI VAR, AMA DEVLETİN ADI KONULMAMIŞ

Mustafa Kemal’in 1923 yılında Batı Anadolu’ya yaptığı bir gezi ve bu

gezinin Yeni Türkiye’nin kurulmasındaki rolünden bahsedeceğini belirten Prof.

Dr. Berber: “Ulusal bir bağımsızlık savaşından çıkılmış, Ankara’da bir iktidar

odağı var bu bağımsızlık savaşının kazanılmasına katkıda bulunmuş, bir devlet

yapılanması var fakat devletin adı henüz konmamış.”

CUMHURİYET’E GİDEN BAŞARILAR

Ankara’daki iktidar odağının devletin görevlerini yerine getirdiğini

açıklayan Prof. Dr. Berber : “Cumhuriyetin ilan edilmesine 9 ay var, bu iktidarın

çok özlü anayasa yapması, Teşkilatı Esasiye Kanunu dediğimiz bir anayasayı

yürürlüğe sokması, bu arada cephelerde üst üste verilen savaşlar var. Bu

savaşların kazanılması ve 30 ağustos itibariyle 3 yıldır büyük bir kararlılıkla bu

mücadeleyi yürüten bu devrimci iktidar odağının emperyalizme karşı doğuda

çok büyük bir kazanım elde etmesi, bu iktidar odağının devletin bütün meşru

eylemlerini gerçekleştirmesi ama daha adının konmaması, yani cumhuriyetin

ilan edilmediği bir durum var.” diye belirtti.

“MUSTAFA KEMAL: ADI HALK OLAN BİR FIRKA KURACAĞIZ”

O dönemin Türkiye şartlarında halk kelimesinin bilinmediğine dikkat

çeken Prof. Dr. Berber: “Mustafa Kemal’in 1922 Aralık ayı başında basın

mensuplarına yaptığı bir açıklama var. Diyor ki ‘Adı halk olan bir fırka

kuracağız’ bu açıklamanın yapıldığı andan itibaren bütün Türkiye’de bir

tartışma başlıyor. Halk sözcüğü ile kast edilen neydi? Türkiye bunu tartışmaya

başlıyor. Bildiğimiz üzere genel anlamda halk toplumun en yoksul kesimlerini

ifade eden bir kavramdır. Ama halkın Avrupa’daki burjuva devrimlerinden

başlayarak yüklendiği bir başka anlam dünyası daha var. Bu da toplumdaki

sınıfların tamamını kapsayan bir ifade olması. Türkiye için Mustafa Kemal bunu

ifade ettiğinde bilinen bir kavram değildi.” diyerek açıkladı.

GEZİNİN İLK AMACI HALKIN NABZINI TUTMAK

Prof. Dr. Berber söyleşinin de konusu olan Batı Anadolu gezisine

değinerek, “Mustafa Kemal’in 14 Ocak’ta çıktığı bir gezi var yaklaşık 1 ay

devam eden ve İzmir İktisat Kongresi’nin yapılmasıyla sonuçlanan bir gezi bu.

14 Ocak’ta başlar Mustafa Kemal kalabalık bir heyetle birlikte İzmit’e gider

ardından Eskişehir’e gider sonra Balıkesir üzerinden İzmir’e gider. Mustafa

Kemal’in kendisi de Nutuk’ta bugün bahsettiğimiz Batı Anadolu gezisinden

uzun uzadıya söz eder. Nutuk’ta bu gezinin iki amacı olduğunu söyler. Diyor ki

nutukta, ‘öncelikle halkın nabzını tutmak istiyordum’ Türkiye halkı o tarihte

Lozan’dan bir barış antlaşması çıkmadığı takdirde savaşı sürdürmek konusunda

ne kadar hevesliydi? İzmit’te de Eskişehir’de de Balıkesir’de de Mustafa Kemal

halkın nabzını tutmuştur. İkincisi de adı halk olacak fırkayı toplumla

paylaşmak.” diyerek gezinin amacını ve sürecini anlattı.

TBMM İKİ GRUBA AYRILDI

“Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM), savaş devam ederken

oluşan birtakım gruplar vardı. Bu grupların önemli bir kısmı Anadolu ve Rumeli

Müdafaa-i Hukuk grubu adı altında bir araya geldiler. Bundan yaklaşık 1 yıl

sonra bu kez 2.ci grup dediğimiz bir muhalif grup ortaya çıktı. Kendilerine 2.ci

grup ismini koyunca bu kez Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk grubu 1.ci

grup adını aldı. Böylece savaşın bitmesine çok yakın bir dönemde TBMM bir

karpuzun ortadan ikiye yarıldığı gibi birbiriyle mücadele eden iki gruba ayrıldı.”

ORTAK AMAÇ: TÜRKİYE’Yİ YABANCI İŞGALİNDEN KURTARMAK

Kurtuluş döneminde farklı grupların birleştiğini belirten Prof. Dr. Berber:

“Bu iki grubun aralarında birçok konuda anlaşmazlık var fakat bu iki grubun

ortaklaştığı bir husus var: Türkiye’yi yabancı işgalinden kurtarmak. İşgalden

kurtarmak konusunda aralarında hiçbir anlaşmazlık yok. İlk hedef

emperyalizmden kurtulmak, onun Türkiye’deki silahlı güçlerinden kurtulmak.

Bu gerçekleştiğinde bu iki grup esasen birbirine muhalif olduğu için ortaya

çıkacak şey, kaçınılmaz olarak bir iktidar mücadelesidir.” dedi.

SINIFLAR ÜSTÜ BİR KİTLE PARTİSİ

Tekrar halk fırkası konusuna açıklık getirmek isteyen Berber: “Halk

derken Mustafa Kemal Paşa neyi kastetti diye bir tartışma başlıyor. 1923 Ocak

ayında Akşam Gazetesi’nde Mustafa Kemal’e çok yakın olduğu bilinen Ali Rıza

Bey’in bir demeci yayınlandı. Ali Rıza Bey’e soruyorlar ‘Paşa’yı çok iyi

tanıyorsunuz acaba halk ifadesinden neyi kastetti?’ diye, Ali Rıza Bey’in verdiği

demeç ise şöyle; ‘Batıdaki sosyalist fırkalardan daha sola müteveccil gücünü

proletaryadan ve köylüden alan bir sınıf partisi kurmak istiyor’ der. Oysa

İzmit’te basın mensuplarına Mustafa Kemal tam tersini söyledi. ‘Sınıf esasına

dayanan değil, bütün sınıfların birbiriyle dayanıştığı, sınıflar arası ahenge

dayanan bir sınıflar üstü kitle partisi kurmaya niyetliyim’ diyor Mustafa

Kemal.” diyerek Mustafa Kemal’in zekasına ve ilericiliğine değindi.

MUSTAFA KEMAL BİR TERCİHTE BULUNDU

Asgari sosyoloji bilgisine sahip olan herkesin bir toplumun sınıflardan

oluştuğunu bileceğini, Mustafa Kemal gibi birinin Türkiye toplumunun da

sınıflardan oluştuğu gerçeğini görmemesinin mümkün olmadığını söyleyen

Berber, Paşa’nın neden bir kitle partisi kurmaya niyetlendiğini “Bir tercihte

bulunmak durumundaydı. Ya proletaryaya, köylüye dayalı bir sınıf partisi

kuracaktı ama bu sınıf çatışmasına yol açacaktı. Ya da sınıflar üstü bir kitle

partisi oluşturup Türk devrimini derinleştirecekti. Dolayısıyla tercihini

ikincisinden yana koydu.” diye açıkladı.

1923 YILINDA TÜRKİYE’NİN SINIFSAL YAPISI

Prof. Dr. Berber o dönemi anlayabilmek için o dönemin şartlarını

bilmemiz gerektiğini söyleyerek, “1923 yılı itibariyle Türkiye’deki sınıfsal

yapıya bakmakta bir yarar var. Mustafa Kemal Samsun’a çıktığı zaman

Türkiye’de şöyle bir toplumsal durum var. Bir üçgen düşünün, bu üçgenin

zirvesinde Saray ve bağlı hükümetlerin yanında adeta devleti yönetir hala gelmiş

bir Tanzimat bürokrasisi var. Tanzimat’tan beri yükselen bir asker, sivil bürokrat

kadro var. Bunlara sınıf jargonuyla konuştuğumuzda ‘küçük burjuva radikalleri’

diyebiliriz. Bunun hemen altında eşraf dediğimiz büyük toprak sahipleri, ticaret

burjuvazisi ve esnaf var. Birde aşağıda halk var. Bu halkın içinde de ağırlıklı

olarak köylüler ve ameleler var. Sınıf olup olmadıkları hala tartışmalıdır.” diye

konuştu.

ANKARA’DAKİ İKTİDAR ODAĞI

“Saray ve bağlı hükümetleriyle iş birliği yapan sınıflar İstanbul’un ticaret

burjuvazisi ve batı emperyalizmidir. Ankara’daki devrimci iktidar odağında ise

Anadolu eşrafı ve devlet mekanizmasını elinde tutan sivil, asker bürokrasisi var.

Anadolu eşrafı, büyük toprak sahipleri devlet olması muhtemel bir silahlı

yapıyla konumlanarak halkın gücüyle küçük burjuva radikallerine yön vermek

istiyor, hükümetin gücüyle de başta köylüler olmak üzere yoksul kesimleri

ehlileştirmek istiyor.”

DÖNEMİN ÜÇ İDEOLOJİSİNE GENEL BAKIŞ

O dönem Ankara’daki hükümete karşı İslamcılık politikasının

yürütüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Berber bu konuyla ilgili: “Bu iki birbirine

rakip iktidar odağı arasındaki mücadelenin bir ideolojik yönü de var. 1900’lerin

başında Türkiye’de 1908’de İkinci Meşrutiyetten sonra üç tane ideoloji görülür.

Bir tanesi İslamcılıktır. İstanbul’daki işbirliği odağının temel ideolojisidir. Bu

ideolojiyi Ankara hükümetine karşı çok etkili bir şekilde kullanmıştır.

Ankara’daki iktidar odağının mensuplarını dinsiz ve imansız ilan etmiştir,

öldürülmelerinin vacip olacağını söylemiştir.” dedi.

İSLAMCILIK ÇOK ETKİLİ BİR İDEOLOJİ

İslamcılık ideolojisinin gücünden de bahsederek, “Bir ideolojiyi toplumsal

düzeyde tartarken iki şeye bakmamız lazım. 1-Entellektüel düzeyde durum

nedir? 2-Gündelik yaşamdaki durum nedir? İslamcılık İstanbul’daki iktidar

odağının, Ankara’ya karşı kullandığı ideolojik silah. Çok da etkili olmuştur.

Savaş sırasında ortaya çıkan ayaklanmaların büyük bir kısmı Ankara’daki

iktidar odağının dinsiz ve imansız ilan edilmesiyle alakalıdır. Hala çok

güçlüdür.” diye devam etti.

“SOSYALİZMİN TÜRKİYE’DE TOPLUMSAL TABANI YOK”

Sosyalizm ideolojisinin Türkiye’de entelektüel tabanı olduğu ancak

toplumsal tabanı bulunmadığına işaret eden Prof. Dr. Berber, “Sanayileşmeyle

birlikte Batı’da yükselen iki ideolojinin de o tarihlerde Türkiye’de olduğunu

görüyoruz. Bunlardan bir tanesi sosyalizmdir. Sanayi proletaryası Batı’da

büyüdükçe çalışma koşullarına itiraz etmek kaçınılmaz hale gelmiştir.

Manifestoyla birlikte başlayıp somut halini alan durum, işçilerin örgütlenmesi,

sendikalaşma süreçlerini beraberinde getirmiştir. TBMM’de savaş devam

ederken sosyalist zümre, Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası gibi fırkalar var. Ama

bunların arkasında bir toplumsal taban yok. Neden? Çünkü Türkiye’de sanayi

yok. Var olan birkaç işletme de ya devlete ait ya da gayrimüslimlere ve batılılara

ait. Bir sanayi ülkesi değil hala tarım ülkesi. Ama entelektüel boyuta baktığımız

zaman 1920’lerde sosyalist düşün adamı çok fazla. Fakat kitleleri yok.” diye

konuştu.

“Milliyetçilik, burjuvazinin ortaya çıkardığı bir düşün akımıdır”

Berber: “Üçüncü olarak da milliyetçilik, burjuvazinin ortaya çıkardığı bir

düşün akımıdır. Burjuvazi milliyetçiliğe iç gümrükleri tasfiye etmek, dış

gümrükleri yükseltmek için ihtiyaç duyuyor. Türkiye’de, Türk insanı Türk malı

kullanır. Yerli malı haftası da bunun tezahürüdür. Türk malı kullanımı iç

piyasayı doyuruncaya kadar burjuvazi bundan semirir. Birde iç pazarı

doyurduktan sonra iç pazarı bütünleştirir. Bizde milliyetçiliğe bakıyorsunuz onu

Türkiye’ye taşıyanların büyük bir kısmı Rusya’dan gelme. Şimdi orda da

sosyalizmde olan şey var. Entelektüelleri bol ama tabanı yok. Niye? Türkiye’de

burjuva sınıfı yok. Onun için bu üçgenin içinde olan sınıfa eşraf dedik. Burjuva

sınıfı diyemedik. Burjuvanın kendine özgü bir yaşam tarzı var. Batı’daki gibi bir

burjuva sınıfı 70’lerin Türkiye’sinde bile yoktu.” Diyerek milliyetçiliğin

Türkiye’de çıkış noktasına dikkat çekti.

İZMİR İKTİSAT KONGRESİ

Batı Anadolu gezisinin son durağını anlatan Berber, “Burada İzmir İktisat

Kongresi toplandı. Mustafa Kemal İzmir’e geldi, iktisat kongresinin açılışına

katıldı. Fakat kongre toplanmadan önce ilginç gelişmeler yaşandı. İstanbul’daki

ticaret burjuvazisi baktı ki, yeni kurulacak henüz ismi konulmamış devlette rol

alamayacak. Çünkü geçmişi sabıkalı, gayrimüslimlerle birlikte hareket etti,

İstanbul hükümetine destek verdi. Bu durumu nasıl düzeltecek? Hemen bir

örgütlenmeye koyuldu Milli Türk Ticaret Birliği diye bir birlik oluşturuldu. Bu

birlik Mustafa Kemal’in kurtuluştan sonra kurmayı düşündüğü yeni devlet

düzenini istemeyen paşalara çengel attı. Önce Refet Bele’yi kazandı, ardından

Kazım Karabekir’i kazandı, hatta bu Milli Türk Ticaret Birliği’nin girişimleriyle

İzmir İktisat Kongresi’ne başkan olmuştur.” dedi.

TİCARET BURJUVAZİSİNİN İKİYÜZLÜLÜĞÜ

Türkiye’nin iktisadi rotasına koyulan engelleri aktaran Berber, “Batı’daki

bir burjuva hareketinin Türkiye’ye getirmek isteyebileceği bir iktisat programını

kongrede dayattı. Ve de geçirdi, hatta daha ilginci işçilerin haklarını koruyan bir

örgütlenme bile yaptı İzmir’de. İkiyüzlülük yaptı. Bu kitle daha zengin olan

gayrimüslim ticaret burjuvazisinin yerine kondu, bıraktığı mirası üstlenmek

istedi hem de destek vermediği yıkmak için her şeyi yaptığı Ankara’daki

devrimci iktidar odağına da yamanmak istedi. Bunu da devşirebileceklerine

çengel atarak, Türkiye’nin İktisadi rotasını istedikleri gibi belirleyerek yaptı.”

diye açıkladı.

“1940’TA AYRIŞMA GERÇEKLEŞTİ”

“Devleti elinde tutan küçük burjuva radikalleri razı olmak zorunda kaldı.

Çünkü egemen sınıflara dayanmayan bir iktidarın, 1920’li yıllarda sadece devlet

otoritesini kullanarak ayakta kalması mümkün değildir. İster istemez bir uzlaşma

oldu. Bunun geçici bir dönem olduğu kesindi, nitekim 1940’ta bu ayrışma

gerçekleşti. Sonra da TBMM’nin gazi meclis dediğimiz birinci meclisin Mustafa

Kemal tarafından feshedildiğini görüyoruz, saltanatı geriye getirmek isteyenlerin

İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanacağına dair hüküm nisan ayında feshedildi.”

Cumhuriyet Halk Partisi’nin Temel İdeolojisi; Halkçılık

Cumhuriyet Halk Partisi’nin kuruluşunu ise Berber: “9 Eylül’de halk

fırkası tüzüğünü hazırlayıp ve dâhili vekâletini vermiş ve Cumhuriyet Halk

Partisi resmen kurulmuştur. Aslında hiçbir zaman açıkça söylenmese de halk

fırkası Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk grubunun üzerine inşa edilmiş bir

fırkadır. Halkçılık temel ideolojisidir. Zaman içerisinde ilk programı 1931’deki

üçüncü kongrede ortaya çıkmıştır. Daha önce program yerine 9 Eylül’de

yazılmış ve partiyi kurduran ilk tüzüğün 7 maddesi, Mustafa Kemal’in Nutuk’u

okuduğu ikinci kurultayda da tüzüğün ilk birkaç maddesi program yerine

kullanılmıştır. Program adını taşıyan ilk programı 1931’deki üçüncü kurultayda

ortaya çıkmıştır.” sözleriyle aktardı.

“Cumhuriyet Halk Partisi’nden Mustafa Kemal Figürünü Çıkardığımız

Zaman, Geriye Hiçbir Şey Kalmaz”

Prof. Dr. Berber “Başlangıçta sadece halkçılık açık bir ilkeyken buna

sonra anayasanın maddeleri haline gelecek 6 ok yani 5 tane daha ok ilave

edilmiştir. 1927 kurultayında bu oklardan 4 tanesi belliydi son 2si de 1931

kurultayında ortaya çıktı. 6 ok ve 4 ilkeyi ortaya çıkartan isim tamamen Mustafa

Kemal’dir. Cumhuriyet Halk Partisi’nden Mustafa Kemal figürünü çıkardığımız

zaman, erken cumhuriyet dönemi için konuşuyorum, geriye hiçbir şey kalmaz.

Çünkü zaten partinin her şeyi benim en büyük eserimdir diyor halk fırkası için”

diyerek Atatürk’ün partinin kuruluşuna verdiği önem ve katkıyı belirtti.

KURTULUŞ VE KURULUŞ

“Devrim süreci, bunun silahlı kısmı tamamlandıktan sonra Türkiye için

buna kurtuluş diyoruz, bundan sonra da dönüşümün gerçekleştiği bir kısım olur

ona da Türkiye için kuruluş deniyor. Kuruluş döneminde iktidar odağı

ideologları sevmez, bir tek kurtuluş döneminde sever çünkü onlara ihtiyacı

vardır.” dedi ve son olarak aydın ve münevver tanımlarının farklarını anlatarak

konuşmasını bitiren Prof. Dr. Berber, gelen soruları söyleşinin kokteyl kısmında

özel olarak yanıtladı.

CEVAP VER